İnsan, en çok kendinden kaçar. Çünkü kendiyle yüzleşmek, aynanın karşısına geçip de orada bir yabancı görmeye benzer. O yabancı tanıdıktır, tüyler ürperticidir; çünkü o, bütün maskelerin düştüğü andaki halimizdir.
Modern dünya bize sürekli bir gürültü sunuyor. Bildirimler, akışlar, sonsuz bir kaydırma. Bu gürültünün amacı bizi eğlendirmek değil; düşünmemizi engellemek. Çünkü düşünen insan tehlikelidir. Sorgulayan insan, satın almaz; biat etmeyen insan, yönetilemez.
Tasfiye, işte tam da bu noktada başlar. Görmezden gelmeyi seçtiğimiz her şeye verilmiş bir isimdir o. Çürümeyi görmezden geliriz, çünkü bakmak yorucudur. Yalanı görmezden geliriz, çünkü gerçek ağırdır. Kendimizi görmezden geliriz, çünkü orada bulacağımız şeyden korkarız.
Ama bir gün gelir, enkazın üstünde durduğumuzu fark ederiz. Ve o an, iki seçenek vardır: ya enkazı görmezden gelip üstüne bir ev daha kurmak, ya da enkazı kabul edip temizlemek. İlki kolaydır, ikincisi onurludur.
Ben ikincisini seçtim. Çünkü yıkmak, kurmanın tek yoludur.